1940’larda size birisi gelip “Günün birinde hanımlar bilgisayarlarıyla parkta yürüyüşe çıkacak ve ‘benim küçük bilgisayarım bu sabah çok komik birşey söyledi’ diye birşeyler söylese sanırım ‘deli mi ne!’ ” deyip yolunuza devam edersiniz. Böyle bir söz edebilmek için sanırım müthiş bir öngörü ve geleceği okuma yeteneğine sahip olunması gerekmektedir. Bunu Alan Turing’ten başkası gerçekleştiremeyecekti. 42 yıl gibi kısacık ömründe sadece bilime, bilişime değil insanlığa ve düşünce tarihine de sayısız katkısı olmuştur. Dilerseniz onu ve trajik hayatını yakından tanıyalım.

Alan Turing’in ailesi zengin ve seçkin bir aileydi. Babası Julius Mathison Turing, dedesi gibi Hindistan’da kamu hizmetinde çalışmıştı. Annesi Ethel Sara ise Madras Railways adlı demiryolu şirketinde bir mühendisin kızıydı. Anne-babası Hindistan’da yaşamalarına rağmen Alan’ın İngiltere’de doğmasını istediler. Hep birlikte Londra’ya gelerek Maide Vale’de bir evde yaşamaya başladılar. Turing, 23 Haziran 1912’de Londra’da dünyaya geldi. Henüz bir yaşındayken anne-babası Hindistan’a geri döndüler. Küçük Turing ve erkek kardeşini emekli bir albay ve karısına emanet ettiler. Ailesi geri döndüklerinde bir süre beraber yaşadılar. 6 yaşında St. Michaels okuluna başladı. İlkokulda zihinden calculus çözebiliyor, koşmak ve bisiklete binmekten çok hoşlanıyordu. 13 yaşından sonra Dorset’te pahalı bir yatılı okul olan Sherborne Okulu’na gönderildi. Sherborne, Turing’in yaşamının dönüm noktalarından biri olacaktı.

Sherborne yatılı okulu Turing’in hayatında dönüm noktası olacak bir yer olacaktı. Zira burada Turing iki şey keşfetti. Birincisi matematikti. Sherborne yatılı okulu klasik yunanca ve latince ağırlıklıydı. Turing ise bilim ve matematik ile ilgileniyordu. Bu durum okul ile ters düşmelerine neden olmuştu. Okul müdürü ailesine şöyle bir mektup yazıyor: “Turing, umarım iki okul arasında bilgisiz kalmaz. Eğer özel okulda kalacaksa bu özel eğitimi almayı kabul etmeli, eğer bir bilim insanı olacaksa vaktini o özel okulda boşa harcıyor.” Bilime ve matematiğe öyle kendini vermişti ki, Game of Logic okuyor, ileri düzey matematik soruları çözüyor, 15 yaşında Einstein’in görecelik kuramıyla yoğun bir şekilde ilgileniyordu.

Bir idol olarak Christopher

Alan, burada hayatının geri kalanını etkileyecek bambaşka birşeyi daha fark etti: eşcinsellik. Sarışın, uzun boylu okul arkadaşı Christopher Morcom’a ilgi duymaya başladı (Resim 2’de sağda), onu idolü olarak görüyordu. Morcom’da Alan’ı sevmişti. Bu ilgi başlangıçta entelektüel boyuttaydı. İkisi de matematik ve felsefeyi çok seviyorlardı. Mezun olmaya yakın Cristopher veremden öldü. Turing, Morcom’un annesine yazdığı mektupta onun bastığı toprağa taptığını ifade etmiştir. Zaten küçüklükten beri yalnız olmayı seven Alan, bu trajediden sonra daha da içine kapandı ve dini inancını kaybetmeye başladı. Artık bundan sonra kimseyle yakın bir ilişki kurmayacaktı.

Turing’in parlak zekası ona Cambridge’te King’s College’da burslu okuma fırsatını getirdi. 1931’de burada üniversite okumaya başladı. Burada hem daha mutluydu hem de eşcinsellik tolere edilebiliyordu. Okul arkadaşları Turing’ten hoşlanmıyorlardı. Zira o, sosyal olmaktan ziyade kendini problem çözmeye veriyordu. Matematiği çok sevdiği için aldığı üç kitaptan biri, dahi matematikçi John von Neumann’ın “Kuantum Mekaniğinin Matematiksel Temelleri” adlı kitabıydı. Bundan sonra ilerde de çağdaşı olan Neumann’dan çok etkilenecekti. Turing, King’s College’ı Matematik Onur Öğrencisi olarak bitirir.


Karar problemi

1935’de Turing’in geri kalan hayatını kökünden değiştirecek soyut bir problemle karşılaştı. Turing King’s College’de aralarında ünlü Alman matematikçi David Hilbert gibi seçkin matematikçilerin de yer aldığı bir derse katıldı. Hilbert, o zamana kadar çözülemeyen bir matematik problemini (decision problem) ortaya attı. Matematik profesörü Max Newman, Hilbert’in sorusunu açıklarken: “Belli bir mantıksal ifadenin kanıtlanabilir olup olmadığını belirlemekte kullanılacak mekanik bir süreç var mıdır?” demiştir. David Hilbert’e göre her matematik sorusunun bir cevabı olmalıydı. Turing, 20. yüzyılın ünlü matematikçileriyle bu sayede kapışmaya karar verdi.

Bu “mekanik süreç” ifadesi onu cezbetmişti. Alan, bu tarz işleri çok severdi. O yıllarda, bir oda dolusu kadın önlerindeki hesap makineleri ile hesaplama yapıyorlardı. Onlara hesap eden, sayan anlamında  “computer” (bilgi-sayar) deniliyordu. Turing, bütün bu yapılanları otomatikleştirecek birşeyleri öngörüyordu. Sonunda makine olmasa da teori olarak birşeyler ortaya çıkardı. “Mantıksal Hesaplama Makinesi” ilk bakışta epey basitti ve teoride her türlü matematiksel hesaplamaları yapabiliyordu. Makine, kareler içinde sembollerin yazılı olduğu sınırsız uzunlukta bir kağıt şeridinden oluşuyordu. En basit ikilik sistemde bu semboller 1 veya 0 olabilirdi. Makine şeritteki sembolleri okuyabilecek ve sınırlı sayıda verilen talimat tablosuna göre hareket edebilecekti. Doğru talimat tablosu verildiğinde ne kadar karmaşık olursa olsun her türlü matematiksel görevi yerine getirebileceğiydi. Aslında Turing, bir köle gibi çalışan ve günümüzün vazgeçilmez cihazı olan “computer”i tanımlıyordu. Bu makine hesaplaması için verilen bir problemi ya çözecek ya da bırakacak. Şayet cevabı yoksa sonsuza kadar çalışacaktı.

Turing bu hayali makineyle Hilbert’in sorusuna “hesaplanabilir sayılar” kavramını geliştirerek yaklaştı. Matematiksel bir kurala göre tanımlanmış her reel sayı Mantıksal Hesaplama Makinesi tarafından hesaplanabilirdi. Bu, Hilbert’in karar verilebilirlik sorusunu çürüten hayret verici bir başarıydı. Eğer bir algoritma ile temsil edilmesi mümkün ise düşünülmesi mümkün olan her türlü matematiksel problemin böyle bir çesit makine kullanılarak çözülebileceğini ispat etmiş oldu.

Alan, kurduğu hayali makineyi esas alarak 1936’da Hesaplanabilir Sayılar ÜzerineOn Computable Numbers, with an application to the Entscheidungsproblem ismiyle bir makale yayınlandı. Makale hesaplanabilir her diziyi hesaplamada kullanılacak tek bir makine icat etmek mümkün olduğunu savunuyordu. Bu, Charles Babbage ve Ada Lovelace‘in genel amaçlı makine hayaline yaklaşıldığı anlamına geliyordu. Turing’in bu başarısı bilgisayar bilimleri için bir kilometre taşı niteliğindeydi. Aynı zamanda 20. yüzyıl soyut matematiğinde tartışmalara da yol açmıştı. Bu sırada Alan Turing, daha 24 yaşındaydı. Turing’in dahiliği hesaplamaların sadece 0 ve 1’lerle yapabileceğini öngörmesiydi. Günümüzde olduğu gibi. Bu, yıllar sonra Newton’un elması gibi büyük bir keşif olarak görülecekti.

Hilbert’in problemine Princeton’da matematik profesörü olan Alonzo Crunch’da Turing’ten önce bir çözüm yaklaşımı geliştirmişti. Alan’ın hocası Max Newman ondan ders alması için Amerika’ya gitmesinin faydalı olacağını düşündü.

1936 Eylül’ünde Amerika’ya yola çıktı. Çalıştığı bina Einstein, Gödel ve von Neumann’ın da görev aldığı İleri Çalışmalar Enstitüsü’ydü. Turing, burada iş arkadaşlarıyla birlikte bir takımın parçası olarak çalışmayı öğrendi. Bu sayede soyut teorileri gerçek ve somut icatlara dönüştürmeyi başardı. Princeton’a geldikten sonra Almanya ile savaş ihtimali konusunda endişelenen Turing kodlara ve kriptolojiye (şifre bilim) yoğunlaştı. Bu onun için matematikle ilgilenme dışında bir rahatlama ve dinlenmek için yaptığı hobi şekliydi. Matematiksel sezgi üzerine araştırmalar yaptı ve doktorasını burada tamamladı. Her ne kadar akıl hocası von Neumann, Turing’e burada kalıp kendisinin asistanı teklifinde bulunsa da Turing bunu kabul etmedi. Cambridge’e dönüp Alman kodlarını kırmak için İngiliz kuvvetlerine katılma kararı aldı.

Enigma ve Kod Kırıcılar

Alan, 1938 sonbaharında ülkesine geri döndü. Dönemin İngiliz hükümeti Turing’teki zeka ve kabiliyeti görünce, yaklaşan savaşta, onu Alman kodlarının kırılması işinde göreve çağırdı. Londra’nın 90 km kuzey batısında yer alan ve çok az kişinin bildiği Bletchley şehrine taşındı. Bletchley Park’ta aralarında satranç şampiyonları, arkeologlar, bulmaca uzmanları, dilbilimci, istatistikçi, matematikçi, mühendis gibi ülkenin en sıradışı 10.000 zeki insanı çalışıyordu. Farklı ilgi alanı sahip insanlar burada kabiliyetlerini ortak bir amaç için birleştiriyorlardı. Bunlara kod kırıcılar (code breaker) deniliyordu. Bletchley Park’ta askeri bir disiplin hakimdi. Bletchley parkta çalışana kadın ve erkekler inanılmaz bir baskı altındaydılar. Çünkü çözecekleri her kod veya şifre yüzbinlerce insanın hayatını kurtacak önemdeydi. Bu açıdan bakıldığında çok önemli bir görevi yerine getirmekteydiler. Burada çalışan insanların iki görevleri vardı: Enigma’nın nasıl çalıştığını keşfetmek ve Enigma’nın ürettiği kodu kıran yeni bir cihaz imal etmek. Dönemin İngiliz başbakanı Winston Churchill onları altın yumurtlayan kazlar olarak tanımlamıştı. Turing, mekanik rotorları ve elektrik devreleri olan seyyar bir makineyle oluşturulmuş Alman Enigma kodunu kırmaya çalışan “8. Kulübe”de görevlendirildi.

5 Eylül 1939’da İngiltere resmen II. Dünya Savaşı’na katıldı ve savaş ilan edildi. Savaş boyunca Almanya, gizli mesajlarını birbirlerine bir daktilo büyüklüğünde olan (yaklaşık olarak 12 kg) Enigma adında bir çeşit şifreleme cihazıyla aktardılar. Enigma’nın bir tuşuna basıldıktan sonra dönen 3 rotoru vardı. Bu sayede klavyede basılan harf üst paneldeki farklı bir harfin ışığını yakıyordu. Bu değişim tamamen elektrik devresiyle sağlanıyordu. Öyle ki, bir saniye aralıklarla aynı harfe bastığınızda farklı harfler üretiliyordu. Bu şifreleme standart Enigma tablosuna göre yapılıyordu. Günlük olarak değişen bu tabloyla 150 milyon milyon milyon (10 üzeri 18) harf kombinasyonu üretiliyordu. Günlük aynı ayarlarla harfler şifrelendiği gibi çözülebiliyordu da. Kırılması çok güç olan bu makine sayesinde Almanlar, müttefikler karşısında açık ara bir üstünlük sağlıyorlardı. Almanlar bile bu makinenin kırılamayacağını düşünüyorlardı. Çünkü yapılacak bütün operasyonlar bu şekilde sessiz sedasız ilgili noktalara iletiliyordu. Çözülene kadar herşey olup bitmiş oluyordu. Ellerinde o an için Polonya menşeli iki Enigma replikası (kopyası) vardı. Bu cihazların farklı varyasyonları vardı. Donanma, gemi, tren yolları, cephe, karargahlar ve SS’ler için ayrı ayrı yüzlerce Enigma cihazı üretilmişti. Her birinin günlük ayar tablosu farklıydı. İş görüldüğünden çok daha zor görünüyordu.

Kod kırma matematiksel bir zeka ve kabiliyet işiydi. Alan, bundan müthiş derecede zevk alıyordu. Müttefik kuvvet olan ABD, Atlantik üzerinden gemi filolarıyla yiyecek, metal, odun ve petrol yüklü gemileri  İngiltere’ye yola çıkarmıştı. Bu açıdan yardım filolarının Atlantik’ten sağ salim geçirilmesi için Turing ve ekibinin Enigma şifrelerini kırması hayati derecede önemliydi.
Turing ve ekibi “Bombe” adını verdikleri geliştirilmiş Enigma mesajlarını çözebilecek daha sofistike bir cihaz üzerinde çalışmaya başladılar. Bombe Enigma mesajlarını 10 kat daha hızlı çözüyor ve Enigma’nın günlük değişen ayarlarını (kodlanmış text içindeki desenleri) keşfedebiliyordu. Bu  kriptoloji ve bilgisayar biliminin temellerini oluşuturyordu. Ağustos 1940’tan itibaren Turing’in takımı iki adet Bombe sayesinde 178 kodu çözmeyi başardı. Daha sonra savaşın sonuna kadar iki yüze yakın üretildi. İnsanların haftalarca kağıt kalemle yaptığı bu işi Bombe birkaç dakikada yapabiliyordu. Betchley Park’ta makine operatörü olarak çalışan Jean Valentin, Bombe makinesinin 36 Enigma’ya eşit olduğunu söylüyor. 1943 ortalarına gelindiğinde her dakika bir iki Enigma mesajı çözülebiliyordu.

Proje: Ultra

Enigma’nın artık kırılmıştı. Ancak, bunu Almanların bilmesi hem Enigma’nın tamamen ortadan kalkması ve yerine belki daha zor bir iletişim şeklinin gelmesi hem de şifre tablolarının daha da zorlaştırılması gibi durumlarla karşılaşabilirlerdi. İngiliz Gizli Servisi (MI6), Enigma’nın kırıldığının sezilmemesi için Almanların oyunlarını nasıl bozduklarına dair kamuoyuna farklı hikayeler servis ettiler. Bu şekilde hem Almanlar Enigma’nın kırıldığını anlamıyorlardı hem de Hitler’in generallerinin verdiği emirlerden dahi haberdar oluyorlardı. Bu projeye çok gizli seviyesinde ULTRA ismini verdiler. ULTRA, 2. Dünya Savaşı boyunca devam ettirildi. Radyo sinyallerini dinleme üzerine Betchley Park’da başka bir kulübede Gordon Welchman’da çalışıyordu. Network Analiz dedikleri bu sistemi Welchman çok ileri boyutlara taşıdı. Öyle ki, ULTRA projesi savaş bittikten sonra da kullanıldı ve dünya tarihinin en büyük istihabarat deposu haline geldi. ULTRA, 50 yıl boyunca bir devlet sırrı olarak kaldı. Savaş bitiminde bu teknolojinin deşifre edilmesinden korkan hükümet, Bletchley Park’ın varlığını gizlemiş ve kullanılan bütün cihazlar, kayıtlar imha edilmiştir. 70’li yıllarda Enigma şifresinin kırıldığı artık itiraf edilmiş ve Bletchley Park’ta yapılan çalışmalar dünya kamuoyuna sunulmuştur.

Turing’in tasarladığı “bombe”, elektronik devreler ve vakum tüpleri yerine röle anahtarları ve rotorlar kullanıyordu. Bu bilgisayar teknolojisi tarihinde çok önemli bir ilerleme değildi. Diğer taraftan, yine Bletchley Park’ta üretilen Colossus ise tam anlamıyla bir devrim niteliğindeydi.

Tarihçiler Enigma kodlarının kırılmasıyla savaşın iki yıl erken bittiğine inanırlar. Bu sürede sayısız insanın da hayatı kurtulmuş oldu. Yardım filosu gemi kaptanlarından Jerry Roberts, “O, olmadan ben ve birçok insan savaşı kaybedeceğimize çoktan inanmıştık” diyordu.

Bletchley’de Tuhaf Bir Adam

Turing çocukluğunda olduğu gibi yalnız olmayı ve çalışmayı seviyordu. Canı sıkıldığında 40 km koşup geliyordu. Takım arkadaşlarına göre bencil, kibirli ve tuhaf biriydi. Kahve kupası çalınmasın diye kalorifere zincirle bağlayan garip birisiydi o. İşe kimi zaman ceketin altına pijamayla kimi zamanda bisiklet üstünde gaz maskesi (saman nezlesi kapmamak ve sayılara böylece daha iyi konsantre olduğunu iddia ediyor) takıp geliyordu. Alan, Bletchley Park’ta kriptoanalist olan Joan Elisabeth Clarke’e evlilik teklifinde bulundu ve nişanlandılar. Turing, bir süre sonra Joan’a haksızlık edemeyeceğini düşünerek erkeklere ilgi duyduğunu ona açıkladı ve ayrıldılar. Arkadaşlıkları, Turing ölene kadar devam etmiş ve entellektüel boyuttan ileri gitmemiştir. Çalışma arkadaşı ve bir kod kırıcı olan Asa Briggs, “Turing’in eşcinsel olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim” demiştir.

Savaştan Sonra

Kriptografi üzerine derin araştırma ve düşüncelerden sonra şifre çözümlerine bir yaklaşım geliştirdi. Haziran 1940’da “Prof’s Book” isminde kriptoanalitik referans kitabını hazırladı. Ayrıca Enigma’dan daha zor şifreleme yapan Alman Lorenz şifreleme sistemine de istatistiksel bir çözüm yaklaşımı geliştirdi.

1942 Aralık’ta Bletchley Park’tan ayrıldı ve güvenli radyo sinyalleri hakkında çalışmak üzere tekrar ABD’ ye Bell Labs’a gitti. Mart 1943’de Bletchley Park’a geri döndü ve burada kripto analist danışmanlığı görevini yürüttü. Güvenli iletişim sistemleri üzerine çalışmaya başladı.

1945’te kendisine savaşta üstün hizmetlerinden dolayı Kraliyet Onur Madalyası (OBE) verildi. Aynı yıl Londra Ulusal Fizik Labaratuarı’nda (NPL) çalışmaya başladı. Alan, savaş sırasında edindiği kriptoloji, matematik ve elektronik deneyimlerini birleştirerek ilk modern bilgisayarı (Automatic Computing Engine – ACE) üzerinde çalışmaya burada başladı. ACE’nin bitmesi 5 yıl sürdü. Alan’ın fikirleri ve projeleri “çok gizli” statüsünde olduğu için kamuya açıklanmamıştır ve bilimsel yayınlarda yer alamamıştır. Bu da tasarımıyla uğraştığı ACE’nin ölü doğmasına neden olmuştur. Turing, daha sonra NPL’den ayrıldı ve Cambridge’e geri döndü ve mezun olduğu okula yani King’s College’da çalışmaya başladı.

Yapay Zeka ve Turing Testi

Turing, karşısına çıkan engellerden dolayı ticari ve askeri projelerle çalışmayı bırakıp teorik çalışmalara girişti. Bilgisayarların insan beynini taklit etmesi konusuyla uzun zaman ilgilendi. Bu konuyu kafasında çok geliştirdi ve bunu çevresiyle neyle karşılaşacağını bilmeden paylaştı. Ona göre basit ve ikilik komutlarla çalışan bir makinenin sadece matematik problemleriyle değil, mantıkla da başa çıkabileceğiydi. Eğer mantık insanın beyninin işleyişinin temeliyse bir makine insan zekasını teoride taklit edebilirdi. 1946 ve 1947’de Manchester Üniversitesi’nde bilgisayar tasarımı üzerine dersler verdi. Bu derslerinde günümüz yapay zeka kavramının temellerinden bahsediyordu. Şubat 1947’de Londra Matematik Topluluğu’nda yaptığı bir konuşmada bilgisayarların sadece verilen komutları yerine getirmesi gerekmez, kendi komutlarını kendileri modifiye edebileceklerinden söz etti. Öğretmeninden çok şey öğrenmiş ama daha sonra kendinden de birçok şey katan öğrenci gibi. Meslektaşları Turing’in düşünen makineler yapma takıntısı karşısında afallamışlardı. Acaba deneyimden öğrenebilecek bir makine yapılabilir miydi?

Bu çalışmalarını yürütürken bir yanda da rahatlamak ve stres atmak için çocukluğundan beri yapmayı sevdiği uzun mesafe koşmaya devam etti. Öyle ki, birçok yarışmaya katıldı ve kendini geliştirdi. Kafasına koyduğu her işe kendini adayan Alan, bu alanda da zirvede olmaya çalıştı. Ancak, 1948 Olimpiyatlarında maraton dalında altın madalyayı 11 dakika ile kaçıracaktı. Aynı yıl diğer taraftan Manchester Üniversitesi tarafından yürütülen Manchester Mark 1 adlı ilk depolama kabiliyetine sahip bilgisayarının inşasında yazılım üretme işinde çalıştı.

Manchester Üniversitesi’nde çalıştığı dönemde Turing makinesi denilen algoritma tanımıyla modern bilgisayarların kavramsal temelini ortaya atmıştır. İsmi ayrıca Princeton’da birlikte çalıştığı tez hocası Alonzo Crunch ile geliştirdiği Church-Turing Hipotezi ile de matematik tarihine geçmiştir.

Ekim 1950’de Turing’in ikinci ufuk açıcı çalışması Hesap Yapan Makineler ve Zeka adlı makalesi yayınlandı. Kendisini hiçbir zaman bir filozof olarak tanımlamasa da bu makale modern felsefe tarihinde en çok alıntı yapılan makalelerden birisi olmuştur. Bu makalede Turing Testi adıyla bilinen bir oyun geliştirdi. Buna teste göre bir sorgucu ayrı odalarda yer alan bir insan ve bir makineye yazılı sorular gönderiyor; gelen cevapların hangisinin insandan geldiği tahmin edilmeye çalışılıyordu. Turing’in amacı cevap veren kişinin bir insan mı yoksa insan takliti yapan bir makine mi olduğunu bilmenin mümkün olamayabileceğini göstermekti. Turing, daha da ileri gidip bunun elli yıl içinde yüzde yetmişten daha fazla başarılı olamayacağını iddia etti. Günümüzde internette kullanıcıların insan mı yoksa makine mi olduğunu tespit etmeye yarayan CAPTCHA uygulaması temel olarak Turing testine dayanır.

Yapay zeka çalışmalarını uygulama alanı olarak bir satranç yarışması düzenledi. Bu oyun için bir algoritma programladı. Ancak bu algoritmayı çalıştıracak somut bir makine olmadığından Alan, yapılan hamleleri algoritmaya göre kendisi oynadı. Rakibi Alick Glennie’ye karşı her hamlesi yarım saat sürmüştür. Bu oyun tarihe ilk bilgisayarlı satranç oyunu olarak geçmiştir.

1951 yılında Kraliyet Cemiyeti’ne akademi üyesi olarak seçildi. Turing, bilimin derinliklerine ilerledikçe, ilgi alanı da çeşitleniyordu. Kendisi için yepyeni ve tamamen farklı bir alan olan matematiksel biyolojiye ilgi duymaya başladı. Yani canlıların vücut yapılarının ve üzerlerindeki desenlerin matematiksel olarak ifade edilip edilemeyeceğine kafa yordu. Böyle bir araştırma daha önce hiç yapılmamıştı. Turing, 2.Dünya Savaşı’nda savaş kodlarını çözerken şimdi doğanın kodlarını çözmeye çalışıyordu. Bunun için özellikle bitkilerde tespit ettiği Fibonacci  dizilimlerini inceledi. 1952 yılında yazdığı Morfogenez’in Kimyasal Kökenleri isimli makalesinde doğada desen oluşumu hipotezini ilk defa ortaya attı. Doğada canlıların üzerinde gözlemlenen  çizgi, benek ve spiral gibi düzensiz yapıların dizilimi matematiksel olarak formülleştirdi. Bu makaleden 60 yıl sonra bu hipotez deneysel olarak kabul edildi. Alan Turing, çözülebilir sayıların güzelliğinin bambaşka olduğunu belirtip hayranlığını “morfogenetik olağanüstü harika bir rüya ancak size göre matematiksel bir dizi fonksiyondan ibaret” şeklinde ifade etmiştir.

Hiçbir başarı cezası kalmaz

1951’de 19 yaşında işçi sınıfından Arnold Murray ile tanışır. Eşcinsel bir birliktelik yaşarlar. Arnold’un arkadaşı Harris, Turing’in evinden dedesinin ona hediye ettiği bir cep saatini çalar. Alan, polise başvurur. Ancak polisin sıkıştırmasıyla Alan, yaşanan bu birlikteliği itiraf eder. Polis hırsızlık olayından çok yaşanılan eşcinselliğe odaklanır. O yıllarda İngiltere’de bu tür bir eylem suç ve edepsizlik olarak görüldüğünden (Mart 1952) Alan, bundan suçlu bulundu. Mahkeme hapis ya da hadım cezalarından birisini seçmesini istedi. Turing hadım cezasını seçti; çünkü hapiste bilimsel çalışmalarına devam edemeyecekti. Stilboestrol adlı kadın östrojeni ihtiva eden ilacı hergün aldı. Bu sayede kadın hormonları verilerek erkeklere olan meyli kırılacaktı. Alan, başlangıçta bu ilaçla başedebileceğini düşündü ancak düşündüğü gibi olmadı. Yenilikçi ve sıradışı Turing gün be gün ortadan kaybolmaya başlıyordu. Yok edilen Turing’in sadece hormonları değil aynı zamanda beyni de bu yıkımdan etkileniyordu. İlaçlar düşünme ve odaklanma faaliyetlerini sekteye uğratıyordu. Geçen bir yılın ardından Nisan 1953’te östrojen tedavisi bitti.

Avrupa seyahatine çıktı. Yunanistan, Norveç ve İtalya’ya gitti. Norveç’te Kjell isminde bir adamla tanışır. İngiltere’ye onu davet eder. Ancak polis bu ziyarete engel olur. Çünkü Turing yakın takibe alınmıştır. Sıcak savaşın devamında soğuk savaşın başlamasıyla kitle yönetimi ve tehditler birinci gündem halini almıştı. Eşcinselliğin toplum için bir tehdit olabileceği öngörülüyordu. Hem yakın takip hem de ilaç tedavisi Turing’i çok zorluyordu.

Vücudundaki ve zihnindeki bu değişiklikler yetmezmiş gibi bir de İngiliz Gizli Servisi Turing’i göz altına alır. Eşcinselliği nedeniyle daha güvenilmez, şantaja daha açık olduğunu düşünülür. Çünkü Turing, çok fazla şey biliyordu. İngiliz Hükümeti, hayatının sonuna kadar onu yalnız bırakmayacaktı. Başarıları nedeniyle kahraman ilan edilmesi gerekirken, “devlet sırrı” adı altında tüm başarıları yok sayıldı, görmezden gelindi. Her hareketi izlenir, rapor edilir hale geldi. Eşcinselliğinden ötürü II. Dünya Savaşı’nda binlerce insanın yaşamını kurtaran Turing unutulmaya başlamıştır. Arkadaşları birer birer azalmış, evine kimse gelip gitmez olmuştu.

Ömrünün son zamanlarını Manchester’daki evinde geçirdi. Alan Turing’in bedeni 8 Haziran 1954’te hizmetçisi tarafından yatağında, ağzının kenarında köpüklerle ölü olarak bulunur. Öldüğünde 42 yaşındadır. Ölüm sebebi siyanürle intihar olarak kayıtlara geçer. Yatağının yanında siyanürlü ısırılmış yarım bir elma bulunduğu rivayet edilir. Geride herhangi bir not bırakmamıştır. Cesedi 12 Haziran 1954’te yakılmıştır.

Alan Turing’in hayatındaki tüm şifrelerden en çözümsüz olanı ölümüdür. Ölümünün resmî açıklaması intihardı, fakat annesi Sara, (oğlunun biyografisini de yazmıştır) her zaman bunun bir kaza olduğu konusunda ısrar etmiştir. Turing’in hormon verilmesini kabullendiğini ve genelde keyfinin yerinde olduğunu, yaşama bağlı olduğunu iddia etmiştir. Ancak, annesine göre, dikkatsiz oğlu deneylerinde potasyum siyanürle uğraşıyordu ve muhtemelen yatağa gitmeden ellerini yıkamayı unuttu. Bu konu, Breaking the Code (1996) adlı filmde de işleniyor.

Ölümü hakkındaki bir başka iddia ise cinayetti. Hayatı ona zindan eden İngiliz Gizli Servisi, Alan Turing’in çok gizli projeler hakkında derin bilgilere sahip olduğu düşüncesiyle onu ortadan kaldırmış olabilirdi.

Arkadaşları onun Pamuk Prenses’teki kötü kalpli kraliçenin elmayı zehre batırdığı sahneden her zaman etkilendiğini aktarırlar. Elma, Newton ve Pamuk Prenses gibi figürlerin yanında onu da simge haline getirdi ve efsane haline geldi. Öyle ki, söylentiye göre ünlü bilgisayar ve teknoloji devi Apple’da bilgisayarın keşfine dair Turing’e saygı ve hürmetlerini sunarcasına logosunu elma olarak seçmişti. Logonun tasarımcısı ve Apple firması yetkilileri bunun doğru olmadığını açıklamışlardır. Diğer yandan, Steve Jobs, bu söylentiyi duyunca “Doğru değil, ama keşke doğru olsaydı” demiştir.

Her şeyin kıymeti kaybedilince anlaşıldığı gibi Alan Turing’in bilişim dünyasına katkısı ancak ölümünden birkaç sene sonra anlaşılabildi. Bilgiyi işleyen ve depolayan bir bilgisayar makinesi fikrini ortaya atan ilk insandı. Bu makine programlanmış her şeyi yapacak şekilde tasarlanmıştı. Bu yüzden Universal Machine denildi. Daha sonra fiziksel olarak yapıldı ve Turing Machine denildi.

1966 senesinden bu yana Alan Mathison Turing anısına ”Bilgisayar Mekanizmaları Birliği (Association for Computing Machinery)” tarafından her sene bilgisayar camiasına teknik ve teorik katkılar sunan bir kişiye bilgisayar biliminin Nobeli sayılan ”Turing Ödülü” verilmektedir.

23 Haziran 2001’de Manshester’da Whitworth sokağındaki üniversite binaları arasında bulunan Sackville Park’da Turing’in bir bronz heykeli dikildi.

Turing, 1970’lere kadar uzun yıllar boyunca unut(tur)uldu. II. Dünya Savaş’ına yön vermiş bir insanın bilinmemesi imkansızdı. 2009 yılında dönemin İngiltere Başbakanı Gordon Brown Turing’e yapılanlardan ötürü resmi bir özür diledi. 2013 yılında ise Kraliçe II. Elizabeth tarafından eşcinsel eylemlerden ötürü mahkum olmuş kişileri affeden bir Kraliyet affı gerçekleştirildi. Bu, aynı zamanda Turing Yasası olarak da bilinir.

Ölümünden sonra unutulan/unutturulan Alan Turing Kraliyet affından sonra tüm dünyanın tanıması için başarı ve trajedilerle dolu hayatını konu alan film, belgeseller, kitap, konferanslar çekildi. Bunları bir arada yer aldığı bir seçkiyi şurada bulabilirsiniz.

Tarihçilere göre Enigma’nın kırılmasıyla savaş 2 yıl önce bitirilmiş oldu ve yaklaşık 14 milyon insanın hayatı kurtarıldı. Alan Turing, modern bilgisayar ve bilişim bilimlerinin hem kuramsal hem de pratik düzeyde en büyük öncülerinden birisidir. Ayrıca kendisinin matematik ve felsefe konularındaki çeşitli tartışmalara da çok derin etkileri olmuştur. Yapay zeka çalışmalarının teorik temelini o atmıştır.

Günümüzde bilgisayar teknolojisi üzerine kurulmuş arabalar, roketler, tablet, telefon gibi birçok cihazın içinde yaşıyoruz. Şu anda bu yazıyı da onun geliştirdiği fikirlerin bilgi işlem uygulamalarında vücut bulmuş halleri sayesinde okuyabiliyorsunuz. 21. yüzyılda hayatımızı kolaylaştıran bu aygıtlar olmadan yaşamak hayal edilemiyor. Alan Turing’e bu anlamda çok büyük bir teşekkür borçluyuz.

“Bazen kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal edip yapabilen özel insanlar vardır.”

“Normal olmadığım için dünya iyi bir yer haline geldi”

Yukarıdaki yazı aşağıda belirtilen kaynaklardan tarafımca derlenmiştir. Herhangi bir ticari kaygı gütmeden, yine, bu site kaynak gösterilerek kullanılabilir.

Kaynaklar

  1. https://www.youtube.com/watch?v=WdCJRz8Yz_8
  2. https://www.turingfilm.com/more-about-turing/his-story
  3. https://www.youtube.com/watch?v=gtRLmL70TH0
  4. https://www.youtube.com/watch?v=x2AXca1kPQk
  5. Film: The Imitation Game (2014)
  6. bletchleypark.org.ukcmsrecord_attachments1800.pdf
  7. Film: CodeBreaker (2011)
  8. https://www.timeturk.com/alan-turing/biyografi-816048
  9. https://io9.gizmodo.com/which-alan-turing-movie-really-captures-the-father-of-c-1671009693
  10. Belgesel: The Strange Life and Death of Dr. Turing (1992)
  11. Film: Breaking the Code (1996)
  12. Geleceği Keşfedenler (2017), Walter Isaacson, Domingo Yayınları, s.37-39
  13. Turing: Pioneer of the Information Age, 2012, Jack Copeland
  14. https://www.huffingtonpost.com/2012/07/09/alan-turing-part-one_n_1655056.html
  15. http://www.acikbilim.com/2012/04/dosyalar/dogumunun-100-yilinda-unutulmus-bir-dahi-alan-turing.html