Yakın zamanda okuduğum bu kitap, okula ve eğitime karşı bir manifesto niteliğinde diyebilirim. Bir öğretmen olarak, yine 33 sene ABD’nin farklı eyaletlerinde farklı sosyo-ekonomik okullarında öğretmen oalrak çalışmış yazarın emekli olduktan sonra eğitimin aslında kitleleri yönetme amaçlı üretilmiş bir sistem olduğunu sorguluyor. Okulu, sınıfları, testleri, sınavları, üniversiteleri teker teker bu bilinçli yok etme eyleminin bir parçası olduğuna dair sarsıcı veriler sunuyor. Ayrıca okul ve sınav tezgahından geçmemiş ama başarılı olmuş ünlü kişileri de yazar savunmasına delil olarak sunuyor.

Kitabı okurken beğendiğim ve yararlı olabileceğini düşündüğüm yerleri aşağıya not aldım. Keyifli okumalar.


▪ Kalabalıkları kontrol etme cihazı (Okul)

▪ Söz gelimi H. L. Meneken, The American Mercury dergisinin Nisan 1924 tarihli sayısında çıkan bir yazısında kamusal eğitimin esas amacının “genç nesli bilgilendirmek veya onların zihinlerini aydınlatmak” olmadığını söyler. Meneken’e göre, “bundan daha büyük bir yalan yoktur. Asıl amaç mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisini yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın her yerinde eğitimin amacı budur”

▪ Modern, endüstriyelleşmiş ve zorunlu eğitimin başlıca amacı, bu ayak takımının olası birlikteliğini engellemeye dönük bir tür cerrahi müdahaledir. Burada amaç, çocukların konulara ve yaşlarına göre sınıflandırılması, ardı arkası kesilmeyen testler yoluyla sürekli sıraya sokulması ve buna benzer çok sayıda incelikle tasarlanmış araca göre bölünmesidir. Hayatın erken bir döneminde birbirinden ayrılmış bilinçsiz bir kitlenin ilerleyen yıllarda aynı uğurda bir araya gelmeleri pek de olası değildir.

▪ “Belli bir sınıfa mensup kişilerin liberal bir eğitim almasını, sayıca çok daha büyük başka bir sınıfa mensup kişilerinse tüm toplumlarda olduğu gerekliliklerden ötürü, liberal bir eğitimin getirdiği ayrıcalıklardan feragat etmesini ve kendilerini bilek gücü gerektiren zorlu işleri gerçekleştirmeye uygun hale getirmelerini istiyoruz”

▪ Üretim, seri tüketimi zorunlu kılar. Yirminci yüzyılın başında pek çok Amerikalı, aslında ihtiyaç duymadıkları şeyleri “satın alma”nın hem doğaya hem de akla aykırı olduğuna inanıyordu. Zorunlu eğitim, tam da burada imdada yetişen bir mucize gibiydi. Okullarda çocuklara sürekli olarak tüketmeleri gerektiğinin doğrudan söylenmesine gerek yoktu çünkü okullar zaten bundan çok daha iyisini yapıyordu. Çocukları doğrudan düşünmemeye teşvik ediyordu.

▪ Olgunluk, neredeyse hayatın her alanından sökülüp çıkarılmıştır. Boşanmayı kolaylaştıran yasalar ilişkilere emek harcama ihtiyacını ortadan kaldırdı, kolay kredi imkanları kişinin finansal anlamda kendini kontrol etmesini gereksiz kıldı, kolay eğlence kendimizi eğlendirecek uğraşlara duyulan ihtiyacı yok etti, kolay cevaplar soru sorma ihtiyacını ortadan kaldırdı.

▪ Okullar çocuklara işçi ve tüketici olmayı öğretir, siz kendi çocuklarınıza lider ve maceracı kişiler olmayı öğretin. Okullar çocuklara düşünsel olarak itaat etmeyi öğretir, siz kendi çocuklarınıza eleştirel ve bağımsız düşünmeyi öğretin. Okulun istediği gibi yetiştirilmiş çocukların sıkılma eşikleri çok düşüktür, siz kendi çocuklarınıza hiçbir zaman sıkılmamalarını sağlayacak kendilerine ait bir dünya yaratmaları için yardım edin. Çocuklarınıza tarih, edebiyat, felsefe, müzik, sanat, ekonomi, ilahiyat ve okulda öğretmenlerinin itinayla kaçındığı daha pek çok konuda ciddi, “yetişkin işi” kaynaklar sağlayın.

▪ Okulların istediği gibi yetiştirilmiş kimseler yalnız kalmaktan nefret etmeye koşullanmışlardır. Sürekli olarak televizyonun, bilgisayarın, cep telefonunun, çabuk edinilen ve çabuk kaybedilen sığ dostlukların kendilerine arkadaşlık etmesini isterler. Oysa çocuklarınız daha önemli bir hayat sürmelidir ve sürebilirler de.

▪ Fakat ilk önce okulun ne olduğunu sizin iyice anlamanız gerekiyor. Okul genç zihinlerin denek olduğu bir laboratuvardır, bir şirkete dönüşmüş toplumun ihtiyaç duyduğu alışkanlıkların ve davranış kalıplarının üretildiği bir imalathanedir. Zorunlu eğitimin çocuklara ancak kazara faydası olabilir zira asıl amacı çocukları birer uşağa dönüştürmektir.

▪ Bırakın herkes kendini yönetsin.

▪ New York şehrinin belediye başkanı John Hylan: Şehrin okullarının “tıpkı avını saran bir ahtapotun dokunaçları gibi görünmez bir hükümetin kolları” tarafından ele geçirilmiş olduğunu söylüyor. Kastettiği ahtapot ise bütün önemli olayların kamuoyunca bilinmeyen, görünmez bir hükumet tarafından yönetilip kontrol eden Rockefeller Vakfıydı.

▪ Zeki çocukların aptal olanlardan uzak tutulması gerekiyordu.

▪ Küçük bir elit kesimin bütün önemli meseleleri kontrol edeceği, sorun çıkaranların dışarıda bırakılabilmesi için bütün önemli adayların önceden seçilmiş olduğu seçim kampanyalarındaki anlamsız bir oy kullanma imtiyazına indirgeneceği için katılımcı demokrasinin yok olacağı bir dünya ve gelecek resmi çizer.

▪ Önce kamuoyundan gizli bir şekilde ustaca kışkırtılan krizler oluşturup sonra da bu krizlerin üstesinden gelmek için ulusal birlik ve bütünlük ihtiyacına vurgu yapmak yoluyla, tarih, istenilen maksada uygun şekilde yönetilebilirdi. İstenen bu disiplinli birlik bütünlük maskesinin altında liderlik ayrıcalıkları mutlak bir güce yakın olacaktı.

▪ Harris, böyle bir toplum inşa etmenin aracının psikolojik yabancılaştırma olduğunu söylemiştir. Çocuklar kendilerine yabancılaştırılmalıydılar ki güç bulabilmek için kendi içlerine dönemesinIer. Ayrıca ailelerine, geleneklere, kültüre de yabancı kılınmalıydılar. Ancak bu sayede siyasi devletin iradesine ters düşecek her türlü dış etken, teklif ve tavsiye bertaraf edilebilirdi.

▪ İş adamları ve politikacılar harcasın diye hazır bekleyen bir insan kaynağı oluşturmak.

▪ Amerikan halkının inanılmaz bir “icat kabiliyeti” vardı ki bu durum, şu üç faktörün tabii bir yan ürünüydü: açık kaynaklı öğrenme geleneği, heterojen yani farklı yaşları bir potada eriten dolayısıyla gençlerin bütünüyle katılımına izin veren bir toplum, baskıcı olmayan bir hükumet. Bu güçlü karışımı tepeye dikince Amerikan nüfusundan, dünyanın geri kalanının hiç aşina olmadığı sersemletici bir hızda icatlar ve yenilikler sökün etti.

▪ Ortalama yedi yaşındayken etrafınızdaki dünyaya değer katmaya başlardınız yahut bir asalak olurdunuz.

▪ Yüksek merkezileşmeye sahip kitlesel üretim ekonomileri, bireylerin zihinlerini sömürgeleştirip onları kitlesel zihinlere dönüştürmeden başarılı olamazlar. Bu dönüşüm ne kadar erken başlatılırsa o kadar iyidir. İlkokulun ilk sınıflarında, ana sınıflarında hatta çocuk yuvalarında … Adına okul dediğimiz bu kolektif ritüellerin entelektüel gelişimle çok az ilişkisi vardır. Mesela öğrencilerin okula başladıklarında zaten biliyor oldukları renkleri, haftanın günlerini, senenin aylarını onlara yeniden öğretme çılgınlığını bir düşünün. Alt sınıflardaki kolektif ritüeller alışkanlık oluşturmayı, dikkat eğitimini ve otoriteye bağlılığı hedefler. Bu yolla, daha oluşma evresindeyken bağımsız bilincin altı oyulur.

▪ Karmaşık kafalar her zaman diyalektiktir. Aristoteles bunu tam anlamıyla insan olmanın temel gereği olarak görür. Ancak diyalektik zihinlerin kesin gerçeği onların sanılara, ön kabullere daima meydan okumaları ve hiçbir şeyi mutlak addetmemeleri olduğundan, bu tür kafa yapısına sahip çok sayıda insan bulunması şirketlere ve şirketleşmiş hükumete ciddi problemler çıkarır.

▪ Okul, tüketimi kolaylaştıracak alışkanlıklar kazandırmalıydı: başkalarını dinlemek, bir zil veya boru sesiyle sorgulamadan harekete geçmek, testlerde iyi puanlar almak için etkilenmelere açık olmak, daha doğru bir ifadeyle “keriz/avanak” olmak gibi alışkanlıklar. Kendi hayatlarını kendileri üretmek isteyen çocuklar, herkesin önünde, diğerlerine ibret olsa diye aşağılanmalıydı.

▪ İstisnalar bir kenara, icatlar gençlik sezgisinin alanıdır; gençleri kurallar ve yargılardan oluşan bir ağa hapsedip fikir pınarlarını kurutursanız çok önemli negatif sonuçlara hazır olmalısınız.

▪ ABD’nin bilgisayarda küresel üstünlüğünün sebebi olan adamların da fakülte derecesi yok. Microsoft’tan Bill Gates ve Paul Allen üniversite bitirmiş değiller. Apple’dan Steve Jobs ve Steve Wozniak da üniversite bitirmiş değiller. Ancak Wozniak’ın multi milyarder olduktan sonra, California’da bir ilkokulda öğretmenlik yapabilmek amacıyla bir fakülte bitirdiğini duydum.

▪ Hayal gücüne sahip bireylerin yönetilmesi güçtür, ne yapacakları kestirilemez. Çünkü onlar zapt olunmaz bir şekilde yenilikçi ve buluşçudurlar.

▪ Fakat Wozniak’ı Wozniak yapanın üniversite olmadığı kesin. Bilgisayar alanında ölümsüzleşen derecesiz isimlerden bir diğeri de Michael Den’dir, tıpkı Oracle’den Larry Ellison gibi.

▪ Fanning, 18 yaşında icat ettiği Napster’le ticari müzik piyasasını mahvolma noktasına getirince müzik endüstrisini kurtarması için 2007’de milyonlarca dolar ödenerek işe alındı. Shawn da bir fakülte bitirmiş değil ve şimdilik bitirmeyi de düşünmüyor.

▪ Neden “iyi bir iş” okulun nihai hedefi olarak satılmaya devam ediyor? Oysa Lancaster Amishleri gibi pek çok Amerikalı, hiçbir işin bağımsızlığınızdan feragat etmenize -hele de uzun süre feragatinize- asla değmeyeceğine inanıyor

▪ Tekstil fabrikalarında bobin getirip götürme işi yapan İskoçyalı çatlak ufaklık Andrew Carnegie’nin kariyerini bir inceleyin. Kimsenin anlayamadığı ve herkesin alay ettiği bir İskoç aksanına sahip olan Carnegie 7 yaşında ilkokulu bıraktı.

▪ Amerika’daki her beş işten biri diğerinin davranışlarını gözetlemenin bir biçimi.

▪ Okul fabrikasının kusursuz bir ürünü: önemli çıkarlar konusunda hiçbir zaman problem çıkarmayacak genç bir kadın veya sorun çıktığında herhangi birimizin herhangi bir işine rahatlıkla yarayacak bir tip.

▪ Shakespeare, okul sıralarında pek az vakit geçirmiş, hiç kitabı da olmamıştı. Gelgelelim dört yüz yıldır küresel medeniyetin bir ikonu olmayı sürdürüyor.

▪ Okul öğretimi insanların günlük hayattan kopmalarını gerektiriyor, dünyayı disiplinlere, derslere, sınıflara, puanlarnalara ve çocukları ismen tanısa da cismen ve ruhen onların yabancısı olan öğretmenlere böıüyordu. Aile hayatından, gündelik hayattan koparılan din bile sadece eleştirel tahlil ve test konusundan başka bir şey değildi.

▪ Çocuklarımız iyi okuyamadıkları, yazamadıkları, sayamadıkları gibi şimdi artık çivi de çakamıyor, bir tahtayı rendeleyemiyor, testere veya tornavida tutamıyor, yumurta kaynatamıyor, kendilerini eğlendirecek ve sağlıklı kılacak yollar bulamıyorlar.

▪ Çoğumuz, okullarla ilgili doğru yargıya varacağımızı zannederek disiplinli davranış ritüellerine, koridorlardaki cici sergi panolarına ve test sonuçlarına bakarken aldanırız. Eğer nereye bakacağımızı bilseydik o kadar kıymetli olan zamanın israf edilmesi yoluyla bizim için hazırlanan boş yazgılara bakarak dehşete ve öfkeye kapılırdık.

▪ Bu elleri kolları bağlı çocukların hayatlarını israf etmek için aldığı paralardan utanç duymalı insan.

▪ Eğitimli hale gelmenin tek bir doğru yolu yoktur, parmak izlerinin sayısı kadar çok yolu vardır. Eğitimin gerçekleştirilmesi için sertifika sahibi öğretmenlere ihtiyacımız yok, belki de sertifika bunun olmamasını garanti ediyor.

▪ Sıradan insanlar çocuklarını daha akıllı olsunlar diye okula gönderirler. Oysa modern okul eğitiminin öğrettiği şey ahmaklıktır, aptallıktır. Eski moda aptallık, bildiğiniz basit cehaletti. Şimdiyse cehalet, sistemin ve sosyal düzenin iyiliği adına, öğrenmenin oranlara bölündüğü, bu bölünme sonucu “üstün yetenekli”, “vasat” ve “özel öğretime muhtaç” gibi grupların ortaya çıktığı görece aptallığın sabit matematiksel kategorilerine dönüştü. Artık aptal insanlar sadece cahil değiller, şimdi onlar, sakinleşsinler diye ticari bir şekilde hazırlanan yeterli miktardaki dezenformasyon dozlarıyla kafaları şartlandırılması gereken tehlikeli embesiller haline geldiler.

▪ TV bağımlısı bir gence hayatın televizyonda gösterilenlerden daha ilginç olduğunu gösterin, gerisini insanın doğası tamamlayacaktır. Fakat burada iş gören, kritik kelime “göstermek”tir, “söylemek” değil. Benim televizyon konusundaki çekincelerimin çoğu bilgisayar için de geçerlidir. Bir yandan bu teknoloji sayesinde kurumları aradan çıkararak çok çeşitli yeni yönlerden birbirimize bağlanmanın aşkın gücünün keyfini sürerken onun olgunlaşamayan, natamam insani uzantısı olmaktan nasıl kurtulacağımız sorusu yirmi birinci yüzyılın en büyük meydan okumasıdır.

▪Toplumu bir arada tutan yanılsamaların farkına varan insanların sayısı artarsa halk tehlike oluşturmaya başlar. Çok uzun zaman önce, Çinde bu felsefeye tarih öncesi imparatorları bir ad vermişlerdi, “insanları aptal halde tutma politikası” diyorlardı.

▪ Okulların, özgür düşünce ve konuşmayı sınırlandırmak dışında bir seçenekleri yoktur ve bu öylesine gerçekleşmiştir ki pedagojinin o sahte sofulara mahsus (“hakikati aramak;’ “eşitliği sağlamak” gibi konularda) uzun vaazlarıyla uygulamalarının çirkin gerçekliği arasında uçurum oluşmuştur.

▪ Şimdi kendi bölgelerinizdeki okulların kendileri için tehlike arz eden hangi konuyu ciddi bir şekilde ele aldıklarına dair bir liste hazırlayın.

▪ Sıradan insanlar için matematik dünyasında aritmetiğin bir adım ötesinde yer alan hiçbir şey, istatistiki tahmin kadar faydalı değildir

▪ Eski ABD başkanı Clinton’un Georgetown üniversitesinde öğrenci olduğu yıllarda danışmanı olan Carroll Quigley, ”Tragedy and Hope: A History of the World in Our Time başlıklı kitabında, sıradan insanların haklarının en iyi korunduğu zamanın, sıradan vatandaşların kendi hükumetlerinin aşırılıklarına karşı silaha başvurduğu zamanlar olduğunu söyler. Silahların sıradan insanların mülkiyetinden çıkarılması durumunda bu özgürlükler dibe vurur. Adolf Hitler iktidara geldiğinde ilk icraatı sivillerin ateşli silah sahibi olmalarını yasaklamak olmuştu.

▪ Toplum tasarım yapamayan, inşa edemeyen, tamirden anlamayan hatta hayatlarının bağımlı olduğu aletlerin çoğunun nasıl çalıştığını bile bilmeyen insanlardan oluşur. ( … ) İnsanlar kendilerine gerçekten anlaşılmaz gelen sıra dışı olaylar ve işlerle yüz yüze gelir. Yaşadıkları tecrübenin insan eli değen boyutlarına ilişkin tam ve yeterli bir açıklama yapamazlar. Onlar bütüne dair tutarlı ve makul bir resim çizemezler. ( … ) çoğu insan pek çok şeyi ancak inanç seviyesinde yapar ve aslında öyle de kabul etmek zorundadır. C .. ) Anlayış tarzları temelde bilimsel olmaktan çok clinidir. ( … ) Teknoloji toplumuna mensup insanların haliyse yeni doğan çocukların haline benzer. ( … ) Bu bakımdan modem çağın yurttaşları çocuklardan talihsizdir. Duyulanın kendilerine gösterdiği kompleks dünya karşısında yaşadıkları temel şaşkınlık ve akıl karışıklığından kendilerini kurtaramazlar.”

▪ Eğitimli ya da prensip sahibi insanlara gelince, onlar bilimsel yönetim şemasında her zaman yaramaz unsurları temsil ederler. Çünkü gerçekten eğitimli diyebileceğimiz insanlar şüpheci insanlardır. Almış oldukları eğitim gereği güçlü bir iddia sahibi olmayı ve kendi akıllarıyla düşünmeyi her zaman ön planda tutarlar.

▪ Okul bağlantıları koparır çünkü bununla görevlendirilmiştir. Bu, en üst seviyede etkin olmanın amaçlandığı Sezar’ın “Böl ve fethet!” stratejisinin aynısıdır. Çocuklar ailelerinden, geleneklerinden, topluluklarından, dinlerinden, doğal müttefikleri olan diğer çocuklardan ve kendi öz menfaatlerinden sonsuz biçimde ayrılırlar. Onlar tarihin büyük keşiflerinin temelinde yatan risk alma ve macera tecrübesinden uzaklaştırılmışlardır.

▪ Okulun eğitim tezgahından geçenler, çoğu şeyi yapmaktan aciz bireyler olarak yetişirler.

▪ Belli aralıklarla başıma geldiği için söylüyorum, aileler kendileri ile çocukları arasındaki ilişkiyi daha iyi bir noktaya taşımak için benden tek bir tavsiye istediklerinde şu tavsiyede bulunmakta tereddüt etmem: Onları çocuk gibi düşünmeyin. Çocukluk vardır fakat bizim izin verdiğimizden çok daha önce sona erer. Şayet benim çocuğum 7 yaşından sonra göze çarpan şekilde çocuksu tavırlar sergileseydi bundan endişelenirdim. 12 yaşına geldiğinde karşınızda hayatının dizginlerini kendi eline almaya hevesli, eğitim çarklarından nefret eden, Londra’da halk arasında gezebilen, yüz kilometre bisiklet yolculuğu yapan, bağımsız bir kazanca sahip olarak çevresine değer katan genç bir erkek ya da kız görmüyorsanız bir şeyleri ciddi şekilde yanlış yapıyorsunuz demektir.

▪ “Eğer pireleri derin olmayan bir kabın içine koyarsanız zıplayıp çıkarlar. Ama kabın kapağını kısa bir süreliğine kapatırsanız kaçmaya çalışırken kapağa çarptıkları için çok yüksek sıçramamaları gerektiğini öğrenirler. Sonra özgürlüklerinin peşinden koşmayı bırakırlar. Ardından kapak kaldırılsa bile, pireler kendi güvenlik endişeleri yüzünden, mahkum psikolojisiyle hareket etmeyi sürdürürler. İşte hayat da böyledir. çoğumuz, kendi korkularımız ya da başkalarının şartlandırmalarıyla kendimizi düşük beklentilerin olduğu bir dünyaya hapsederiz. “

Bu ders verici öyküyü okuyunca, tüm öğretmenlik hayatım gözümün önünde canlandı. Yıllar boyu çocukların kendi yollarını çizmeyi denerken kafalarını toslayacağı deney kabının üzerindeki kapak olarak çalıştırılmıştım. Sonra tükenip denemeyi bırakıyorlardı ve tam o noktada eğitilmiş oldukları şekilde uyumlu bireylere dönüşüyorlardı.

▪ Kesintiye uğramayan esnek zaman algısının yıkımı, kitle eğitiminin en önemli silahlarından biridir. Okullar kesintili zaman aralıklarıyla zıvanadan çıkmış faaliyetlerle dolu birer fare labirentidir: zil sesleri, yüksek sesle konuşanlar, sınıf kapılarına bir şeyler çakan müstahdemler, bahçeden gelen çığlıklar, resmi ziyaretçiler, resmi olmayan ziyaretçiler, tuvalete giren çıkanların sebep olduğu trafik, yuhalamalar, zorbalıklar ve flörtler … Eğer okuldaysanız bir sonraki dikkat bölünmesinin ne zaman gerçekleşeceğini asla bilemezsiniz. Bayan Wolfe’un anlatımında olduğu gibi, on iki yıl boyunca -öğretmen için bu süre daha da uzundur- parçalanmış zaman kazanında sürekli darmadağın edilmenin psikolojik etkisini hesaplamaya çalışın lütfen.

▪ 5 yaşındaki çocukları öğretmenlerin anlık sorularına doğru cevap verme yeteneklerine göre zorla sıraya koyan bir pedagojik aygıt, bizim duymaya çok alıştığımız okuma patolojilerinin artmasına sebep olmaktadır. Yavaş okuyan bir öğrenci, yetişkinliğe adım atmaya başladığı yıllarda sırf bizim yöntemlerimizden dolayı okumaya karşı ilgisiz kalabilmekte, hatta okumaktan nefret edebilmektedir.

▪ Biz standart test sınavlarını tamamen terk edeceğiz, yüksek kalite standartlarını değiL. Standartlaşma hayal gücünü felce uğratır oysa hayal gücü bizim güçlü ekonomimizin daima gerçek sürükleyici motoru olmuştur. Bu testlerin sonuçlarına göre insanların belli bir sıralamaya tabi tutulması, sanki gerçek dünyayla mükemmel bir şekilde örtüşüyormuş gibi çok sahtekar bir şekilde savunulmaktadır. Oysa sonuçlar hiç de bu tür bir niteliğe sahip değildir. Rakam sihirbazlığı üzerine temellenmiş bu hükümlerin işlevsel bir görünüme kavuşturulmasının tek yolu, daha işin başında hile yapmaktır. Bu öyle bir hiledir ki binaların tasarımı, bademciklerin alınması veya okulda öğretim yapması için birilerine -gerçek liyakat e bakmadan- sadece yüksek test sonuçlarına göre diploma verilmesiyle, o test sonuçlarına göre kendi kendini doğrulayan bir kehanet dünyası meydana getirilmiş olmaktadır.

▪ En iyi okuyucular, en iyi yazarlar, en iyi matematikçiler, en iyi bilim insanları neredeyse hiçbir zaman en iyi notları alan kişiler olmamışlardır.

▪ Senin de üyesi olduğun toplum bir aynalar evidir; gördüğün veya karşılaştığın şeylerin çok azı, gerçekten göründüğü gibidir. En cezbedici kişilikler, daima güvenilmez olanlardır.

▪ Şu kadarını söylemek isterim ki fabrika usulü eğitim hangi sebeple ortaya çıkmışsa bu hapishane vakası da aynı sebeplerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

▪ Özgür insanların geleneksel vatanı diye bilinen Amerika Birleşik Devletleri, yeryüzündeki tüm mahkumların % 25’ini hapishanelerinde tutuyor ve bunların % 90’ı şiddet içermeyen suçlardan dolayı içeride yatıyor. Dünya nüfusunun % 5’ine sahip olmamıza rağmen, ortalamadan beş kat daha fazla yurttaşımızı hapishane­lere tıkmışız, bu konuda Çinden de ortalama altı kat ilerideyiz.

▪ Okulu “en iyi kodes” olarak tarif etmiştir. Bununla kastettiği şey, okula gittiğinde aklını içine tıktıkları soyut hapishaneden kaçmanın, demir parmaklıklı bir hapishaneden kaçmaktan daha zor olduğudur.

▪ Eğer sen çok fazla okursan resmi hikayeler git gide zayıflar ve buhar olup gider. Oysa okul eğitiminin alakasız metinleri ve prosedürleriyle öğrencilerin dikkati dağıtılmamış olsa tüm bu çer çöp herkesin görebileceği yerdedir.

▪ Sistemli eğitimi açık ve net bir şekilde sıradan insanların akıl ve tasavvurlarını öldürmek için tasarlamış olan Hollandalı filozof Spinoza’ya aşina bir siyasetçiydi. 0, okulun düşünür ve sanatçılar değil, en iyi ihtimalle katip ve memurlar yetiştireceğini çok iyi biliyordu.

▪ İşte bütün mesele bu, Kristina. Senin gittiğin Bronx Science Lisesi, girmeyi istediğin Dartmouth Üniversitesi ve aslında genel olarak bütün okullar, normal öğrencilerin -hatta Bronx Science’taki sınıf arkadaşların gibi parlak olanların bile- kendi tercihleriyle şekil almalarını geciktirmek için vardır. Bu okullar arasında en kötü olanları, kendi ruhunla tercih etmiş olacağın yönde ilerlemen için değil, onların istediği yönde ilerlemen için senin gözünü korkutmaya çalışanlardır. Onların yaptığı şey, zihinsel sömürgeleştirmenin pis bir türüdür ve senin şu dünyadaki kısa ömrünün umursamaz bir şekilde israf edilmesinden başka bir şey değildir.

▪ Dünyanın her bir tarafındaki Dartmouth gibi üniversiteler hakikatin düşmanlarıdır.

▪ “Alışkanlık, toplumun devasa çarkı, onun en kıymetli muhafaza edici unsurudur. Tek başına, talihli çocukları fakirlerin kıskanç başkaldınlarından korur. Tek başına, en zor ve en tiksindirici işlerin terk edilmesini önler. Maden işçilerini karanlıkta tutar. Farklı sosyal katmanların birbirine karışmasına mani olur.”

▪ Amerika’da eskiden okul bazen gidilen bir yerdi: her yıl birkaç ay ve günde en fazla iki saat. Fakat sömürgeci Amerika’da okul için ayrılan zamandan o kadar büyük bir hoşnutsuzluk oluştu ki bugün okulların tam bir kurum olması için yaz tatilinden bile çalınıyor.

▪ Okul ve eğitim arasındaki farkı anlamaya çalışırken şu noktaları göz önünde bulundurmalısınız: Okul eğitimi dışarıdan emir ve kontrolle düzenlenir, eğitim ise insanın kendi içinde örgütlenen bir olgudur. Okul, müşterilerini diğer birincil öğrenme kaynaklarından koparır. İdari etkinliği sağlamak için böyle yapmak zorundadır. Eğitim ise tesadüfi, gönüllü, karmakarışık hatta birbirleriyle ahenksiz olan birtakım bağlantı ve ilişki deneyimlerinin cömert bir şekilde sağlanmasıyla gerçekleşir. Bu bakımdan eğitim beceriklilik, kendi kendine yeterlilik ve kadın illa önceden tahmin edilmesinin yahut öngörülmesinin imkansız olduğu şaşırtıcı karışımlar anlamına gelir. Eğitimin bu yönü kavrandığında, okulda yapılanlardan ne kadar farklı bir şey olduğu anlaşılır.

▪ John Kanzius, kanserli tümörlere karşı yeni bir alet icat edebilmiştir çünkü o, kanser araştırmalarında uzman olmadığı hatta bir üniversite bile bitirmediği için, farklı bakış açılarını bir araya getirmeyi ve konuya o şekilde bakmayı başarabilmiştir.

▪ Halbuki okul eğitiminde hakim olan unsur, sentez ya da düşünme gücü değil, hafızadır. Böyle olduğu içindir ki en çalışkan öğrencilerin bile kendi akıllarıyla düşünebilme ve kendi geribildirim devrelerinin ipuçlarına dikkat kesilme yetenekleri, her test sınavıyla birlikte çalınmaktadır.

▪ Okul dediğimiz kurumlar, sağlık koşullarının kötü olduğu, ilişkilere yeterli zamanın ayrılmadığı ve çocukların olgunlaşmalarının engellendiği yerlerdir. Ayrıca sözüm ona takip şemalarına göre benzer geçmişten olan çocukların ayrıma tabi tutulmaları, sınıf ön yargısının kemikleşmesini neredeyse garanti eder çünkü bu çocukların kendilerinden farklı olan kişilerle ilişki kurma imkanları son derece kısıtlanmış olur.

▪ Şu anda Amerika’da 2,5-3 milyon civarında insan evde eğitim uygulamasını takip ediyor.

▪ Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’un yazarı Erich Remarque, Birinci Dünya Savaşı’na yol açan nedenlerin izini doğrudan doğruya sert Alman hocaları ve onların yalanlarında aramıştır

▪ İnsanların düşünmesini kontrol altında tutmayı amaçlayan bu yöntem, kısa vadede halkınızın kolay yönetilebilir bir kitleye dönüşmesini sağlar. Ayrıca, bu yöntem Almanlara güvenilir otomatlar olarak dünya genelinde hoşlarına gidecek bir şöhret de kazandırmıştır.

▪ Benim gençlere aktardığım en etkileyici bilgi Harvard, Stanford, Yale, Princeton ve onlar gibi prestijli okullara kabul edilme politikalarıyla alakalıydı. Bilindiği gibi bu okullar her yıl yüksek sayıda potansiyel mezuniyet adayını, mükemmel GPA ortalamalarına ve mükemmel SAT sonuçlarına sahip olan öğrencileri, Harvard kabuller müdürü Marlyn McGrath’ın birkaç yıl önceki bir konuşmasında işittiğimiz üzere ayrıcalıklılar listesinden başvuranların lehine reddetmekteydiler. Sen iş hayatına başarılı bir başlangıç yaptın mı? Bir hayır kurumu kurdun mu? Dünyayı deniz yoluyla tek başına dolaştın mı? Tierra del Fuego’dan, Alaska Point Barrow’a profesyonel bir yardım almadan yürüdün mü? Bir traktörü parçalarına ayırabilir misin ve onu tekrar eski haline getirebilir misin?

▪ Yapmak istediğim şey, büyük okul yalanlarından kaçınmayı bir şekilde başarabilmiş ve başarıyı okul eğitimi desteği olmadan yakalayabilmiş olan geçmiş ve bugünün örnek kişilerine dikkatleri çekebilmekti. Bu çerçevede siz mutlaka bilgisayar endüstrisinin okulu yarım bırakmış kişilerin ortaya koyduğu vizyonla inşa edilmiş olduğunu biliyor olmalısınız. Nobel Ödülü almış yaratıcı yazarlarımızın da okulu yarım bırakmış olduklarını biliyorsundur. Yine tüm yönleriyle eğlence endüstrisi de ağırlıklı olarak okulu yarım bırakanların hakim olduğu bir alandır. Fast food endüstrisi dersen yine öyle. Dahası ulusal politika sorumluluğunu verdiğimiz siyasetçilerimiz de büyük oranda vasat öğrencilerden oluşuyor.

▪ Biz görüyoruz ki testlerde başarılı olanlar geleceğin liderlerinden çok sirk köpeklerine benziyor.

▪ Test endüstrisi

▪ Standart testlerin günümüzdeki etkisi, birkaç kişinin zenginliğine zenginlik katarken tasavvur ve aklı boğarak gelecek kuşaklar nezdinde bizim ulusal zenginliğimizi mahvetmesidir.

▪ Elit üniversitelerde insan vücutlarının fiziksel görünümü, diploma notları kadar önemlidir. Onun anlattıklarına bakılırsa vücutlar sosyal sınıfın görünür simgeleridir. Başvuranlar arasında seçilenler iyi görünümlü ve düzgün konuşan kimselerdir. Fiziksel açıdan etkileyici olmak güçlü bir şekilde tercih sebebidir.

▪ Bir yerlerden yapılan baskı sonucunda, okullar kolayca öğrencilerin öğrencilerin ya da yeteneğin aleyhine hareket ettirilebilen kurumlardır.

▪ İşkence yapanlar kendilerine işkence yapılmasını uman kişileri tercih ederler.

▪ Testler kimin daha iyi cerrah, üniversite profesörü veya taksi sürücüsü olacağını tahmin edemez; aklı başında hiçbir insanı, bu sonuçlara güvenerek araştırma yapmaya sevk edemez.

▪ Cezalandırma bir illüzyondur. Testleri protesto edenler üniversitelere kabul edilmeyecekler mi? Saflığa gerek yok. Üniversite her şeyden önce bir ticarethanedir, her şeyden önce müşteriye aç olan bir ticarethane.